5 Mart 2013 Salı

"ya üf!"  sakljfssdk. yazıya artık böyle başlıyorum. bir tripli kız, bir bunalımlı ergen, bir annesinden dışarı çıkma izni alamamış çocuk edasıyla. yazının ilk cümlesi devamı hakkında fikir verir, başında silah varsa muhakkak patlar falan filan. benimkisi "ya üffffffff"   oysa ki ne sıkıntıdan ne başka bir muhabbetten sırf ya üff demesi çok zevkli olduğundan söylüyorum bunu. şu an televizyonda bal reklamları var. amip gibi her yerden çıkıyorlar artık. gözümü kapadığımda beynimi sömürgeleştirebilirler bile. düşünün öyle manyak bir dünyaya geleceğiz ki hem yaşamak isteyip hem de her gün intiharı düşüneceğiz. televizyonların mikrop reklamı, virüs reklamı yaptığı günler de olacak. bu mikrop sizi 3546 saniye sonra yok edecek. garantili. iade kabul ediyoruz.
evet bol şans. ben bir beyin kanaması alabilir miyim acaba? felç kalmak istemiyorum ama bakın.

uykum geliyor. uykum sürekli geliyor ve şunu demekte tereddüt etmiyor. ben çok güzelim. yatakta harikalar yaratırım. yastıkla sürreal çizimlerim var.

uyumayacağım! hayır şimdi değil. dışarı çıkıp kafamı patlatmak istiyorum. dışarı çıkmak ve ülkede bolca bulunan çelişkilere bir göz atmak nanik yapmak istiyorum. orta parmağımı içerken havaya kaldırıp bak sevgili tolstoy aklıma neden hep ilk senin ismin geliyor? demek istiyorum. oysa ki ben tolstoy'u diğerlerinden çok sevmem. neyse ki demeyeceğim. akşama dönerken biraz su içip onun yerine: "evet laffer eğrisi böyle çiziliyormuş lan" diyip kpss bozgununa uğrayacağım. benden daha iyi olduklarına inanan ders çalışan ve ders çalışırken hayattaki hiçbir şeyi önemsemeyen o insanları düşünüp biraz daha ders çalışacağım.çünkü onları düşününce aklıma sadece kopkoyu kirli bir bok çukuru ve içine sürüklenen ben geliyor. hepsini oraya gömmek istiyorum. hiçbirinizin iyiliğini istemiyorum. çünkü kapitalizm böyle bir şey ve siz onu çok seviyorsunuz. benim için bir önemi yok. akşam evime gelip güzel müzikler dinleyebileceğim çok küçük zevklerimin lüks kaçmayacağı bir iş bana yeterli. kariyer peşinde koşup bir türlü doymak bilmeyen egomla savaşmak bana göre değil.

ilk başta söz varmış ve sözün bolca hotumlandığı bir bankadan çekildim. o yüzden sıkıntı yok. az ama öz konuşurum diyenlerin olduğu bir diyar değil de çok konuşurum ama boş konuşmam tandanslı ebrugündeşvari caka satanların ülkesindeyim. sildim mi bir kalemde. kalemle silinmez ama yaaaaeee

neyse sevgili okur ben gidip biraz çıldıracağım müsadenizle.

The Big Lebowski - Ashes Scene




şu ifade işte. özetle. :)

11 Şubat 2013 Pazartesi

çok sıkıcı lan. sıkılmak da sıkılıyor mudsur acaba? "bugün de iyi sıkıntı yaptı ha" falan diyordur belki. kaba olma lan kırarım ağzını. gecenin körü dedikleri vakiti biraz ortaladık. biraz daha uyumazsam uyku düzenimle beraber sigaralarımı da yiyip bitirebilirim. hem sigara pahalı bir şey, yemeyin, için. (gülen sımigıl) hayır sigara, alkol falan derken, bu beş parasızlığımla devlete her türlü vergimi veriyorum. hiç vergi kaçırmadığım için vergi müfettişliğini hakettiğimi düşünenlerin sayısı gün geçtikçe artıyor. okul yaptırıp vergiden yırtan bütün kanatçı büyüklerimizi öpüyorum buradan.

birazdan yatağa girip gözlerimi kapayıp bir on dakika duracağım. üçüncü gözümün çıkmasıyla birlikte yarı ölüm haline geçeceğim. ortalama bir insan yatağa girdikten 7 dakika sonra uyuyormuş. ortalama insanlarla işim yok benim. ben bir süre uyuyamıyorum ortalama insan uyur sonra gel çık işin içinden. kızarım.. asfkhasf şaka şaka hepimiz ortalamayız lan. 

belki yalnız öleceğim. bilmiyorum. üstüne bir zamanlar kafa yormuşluğum var. bir dönem hiç istemezdim bunu. çünkü korkardım. soğuk bir evde, hiç kimsem olmadan apartman sakinlerinin kapı aralığından sızan ölü bedenimin kokusu üzerine uzaylılar istila etmiş gibi belediyeye haber vermeleri fikrini rahatsız edici bir son olarak görmüşümdür hep.  fakat sonradan dünyada yalnızca ölümün planlanabilir olduğunu düşünmüşümdür. o da şanslıysak. şimdilerde bunun üzerine pek kafa yormuyorum ancak bugün garip bir arkadaşın kalabalık içinde keyifsiz bir halde bu gibi konulardan dem vurması yine bu noktalara getirdi beni. susup biraz dinledim ve hemen kaçtım oradan. bir gelecek saplantısıdır gidiyor. anı yaşa diyen ergen psikolojisi gibi bu da.  farklı versiyonu. araf tehlikeli. neticede elimizde olan tek şey de bu ve de hayaller. neyse diyip konuya dönmek isterim elbette. bir an durup nefes almak istedim o da olmadı aldığım nefes ciğerlerimi zorlayıp bütün bronşlarıma dolsa bile yetmiyor. bazen nefessiz kalmam bu yüzden belki de. hızlı hızlı nefes alıp verirken biraz yalnızlık, biraz ölüm, biraz estetik kaygısı taşıyıp kendimi yeni dünya tumblr entellektüelizmi ile boğma riski taşımalıyım. nefes darlığı ve cesur yeni dünya ilerideki muhtemel hastalığım hayırlı olsun.
çay ve kahveyle tein ve kafein komasına girdiğim bugün artık uyku benim için bir düş ülkesi bir mu kıtası bir atlantis esintisi. saçlarını sevdiğim trol oyuncaklarım gibi uzaklar artık bana. sabaha vücudum intikamını alıp öğlen vaktine kadar uyutacak ancak kendisiyle ve yatağımla olan düzeyli ilişkim hayat boyu devam edeceği için sorun yok arkadaşlar. bence biraz daha zorlarsam bütün şehirlerde aynı anda kalp krizi geçirip, nefes darlığından ölebilir ve bütün nevrotik kadınlar aynı anda belediyeyi koku yüzünden arayabilir. nevrotik ev hanımları yeni dizi önerim bu arada. not düşülsün.

hayır. hala uykunun olmadığı bir evrendeyim. kapı numaram 502. evrenimin kodu da bu. buradan bir yere ulaşmayacağım. yaşadığım her şeyi fantastikleştirmek beynimin bug'ı.. hala üzerinde yeni sürüm için çalışılıyor. öyle işte bugün de daldan dala atladığım ve yine hiçbir şey demediğim konuşmalarımın sonuna geldik. iç seslerim büyük bir kavgaya tutuşmak üzere. ben de bir tane daha kahve içip inadına uyumayacağım. ama siz uyuyun. cümlelerim düşük anlamsız devrik şu bu olduysa ve hala okuyorsanız ahaha kusurabakmayın.
bir ara düzeltirim. hadi herkes mağarasına bakıyım.


rahatsızlık hissi. the charlottes - by my side

31 Ocak 2013 Perşembe

Gündelik Hayat Teorileri 1

mesela yeni açtığınız bir krem peynir bir gün içinde bitebilir teorisi. onu bir saatten önce tüketmiyorsanız meşgul, sosyal bir insansınız. ya da sarelle veya yeni neslin nutellası. olum nutella yoktu ki bizim zaman dilimimizde ben sarelle'yi bilirim.. bir de fındık ezmesi. müthiş lezzet. kalori bombası. yüzmeye gittiğim ve böylece aldığım kalorileri pek iplemediğim günlerde kavanozun dibini gördüğümü biliyorum bir oturuşta. 

mesela, odanızdan birkaç gün çıkmazsanız, bir daha çıkasınız kalmaz teorisi. evet kalmaz. hiçbir şey yapmak istemez odanızda kpss derslerini herkesten önce bitirir hayatın anlamının bir bardak sade kahve olduğunu anlar ve dışarıdaki hayatla ilginizin aslında hiç olmadığını fark edersiniz. bir zaman sonra da ölsem kimse merak etmez triplerine girer ancak bunu da gülerek karşılar ve tuvalete uzun t shirt ünüzle giderken zayıfladım mı diye düşünürsünüz. 


not:  devam edecek...

26 Ocak 2013 Cumartesi

Oda

virgina woolf ablamız kendine ait b ir oda'dan bahsederken ne kadar derine gitmişti kim bilir? bir anda bütün yıkılışını görmüş müydü dünyanın bütün iceberglerinin içten içe. ya da biliyor muydu ki bunu. odaların pervasız zaman diliminde kaldıklarını. 

öylece yaşanıyor bu oda dedikleri yerde. üç harfli bir ismi var ve kend gibi küçük olması gerek sanki bütün insan odalarının. kalp odacıkları da diyebiliyor bazıları ama küçültme eki gereksiz. default olarak küçük zaten oda. bir süre geçiyor işte bu oda dedikleri yerde. vakit daralıp akşamın köhne karanlığına gömüldüğünde zamanı bükebilen bir yolcu olası geliyor insanın. "benim dünyam bu kadar basitti" diye btiyor bütün yeniyetme cümleleri. odam öylesine dağınık, ölesiye karışık. birinci dünya savaşı'nın burada çıktığından, ferdinandın burada öldürüldüğünden hiç şüphem yok aslında. ve düzmece savaş sebeplerinin hepsini bu odada uydurdular, kısa süreli baş dönmeleri bu odada geçti aslında. güzel müzikler eşliğinde yazılarını yazan ve bütün hayatını o yazılara hapseden yaşlı ve fularlı amcalara özenmekle geçen hayatlar tanıdım ben.  birinci sınıf eğlence adı altında yaşanan binbir çeşit göz boyamasıyla inleyen kadınlar vardı ve erkekler her zaman daha iyi olduklarına inandırılırdı ülkede odaların birinde. 

televizyonu bir cumartesi günü açmak istemeyen yorgun, bir cumartesi günü bile yorgun olabilen bir bedenin sabahın köründe gecenin içine hapsolmasıyla başlıyor gündüz. başkaldıran herkes her şeyi yeniden sorguladığını sanarken ve bir şeyleri değiştirebilirim ben hayalinin henüz daha ne kadar boş bir eylem olduğunun farkında olmadan çabalyıp duruyor. en eğlenceli oyununun ortasında bir yerde yere düşüp dizlerini kanattığında ağlayan çocuklar gibi üzülüyor sonra; hayatın aslında "neden" bu kadar boş olduğuna. 

odam dağınık... her zaman derli toplu olmasıyla övünen insanların arasında yüzyıllardır ingiltere'nin geleceğini tampon bölge olmasını belirlediği naif bir ülke gibi bir tampon bölge. çünkü ne savaşlar çıktı buradan bağımsız ama bütün sebebi de buydu aslında. ben şimdi burada durup duruyorken ve küçük pencereden sızan ışık yalnızca bir mumun aydınlattığı sakil bar masalarına benzemişken odam, karanlığından memnun her düşkün gibi kendime düşkünlüğümle övünüyorum. burada mevsimler geçebilir de ben bir gün olsun yaşadığımı düşünmem. zaman burada akmıyor çünkü. daha dün öldürdüm bütün ferdinandları ve mephistoyla faust daha dün bir kitap için kavga etti. daha dünden biraz sonrasıydı ki nagazakiyi yağmalıyordu tek gözlüler. şimdi uyanık ve kendimdeyken bile şanlı zaferler kazanmış bir soytarıyım. düşünün içince ne hale geliyorum. şanlı zaferlerin hiç de öyle olmadığını görüyorum. soytarılıklarım, yerini işini henüz kaybetmiş bir sirk çalışanı gibi oradan oraya dolanmamla yer değiştiriyor. 

ben henüz biraz daha neşemi taşıyor olsaydım, sizinle pazar gecesi sinemasını izler, güneşin tadına bakar ve bal gibi de mızıkçılık yapardım. janus bir yüzü o yana, bir yüzü bu yana bakan iki yüzlü roma tanrısıyken ve bir insan iki sahte mutluluğu aynı ayda yaşamaması gerekirken hem neşeli hem mutsuz bir roma tanrısı olabilir mi? olur. herkesten daha iyi olur hatta. 

üç noktalı cümle bitirişlerinden iki noktalıya geçilen günlerden kalma özgüvenle gücümü başıma topladım ve yataktan kalkıp, günün anlamsızlığına nameler dizdim. dormer çatılı olduğunu yeni öğrendiğim beğendiğim yani ismini bilmediğim çatı katında, güvercinlerin kanat seslerini dinlemekten biraz sonrası  elimi yüzümü yıkamanın biraz öncesindeyim. bugün güzel kızların makyaja boğulup eğlence yerlerinde günlerini değerlendirdikleri, annelerin temizlik haftasonu diyerek bütün bunlalımlarını hiyen programında yıkadıkları, bütün insanların hayatın en azından bugün güzel gideceğine inandığı bu cumartesi ben, haftasonu televizyonlarının ne kadar gereksiz yığınla yayını varsa izleyip, cumartesi günü akşamı eğlenmeye gidecek olan bütün o tasasız insanı düşleyeceğim odamda.


hepinize iyi seyirler.

18 Kasım 2012 Pazar

der himmel über berlin

"her şey gerçek olamayacak kadar güzelleştiğinde bitiveriyor."



"çocuk henüz çocukken şu sorulara sıra gelmişti.

neden ben benim de sen değilim,
neden buradayım da orda değilim.
zaman ne zaman başladı ve uzay nerede bitiyor.
güneşin altındaki yaşam sadece bir rüya mı?
gördüklerim, duyduklarım, kokladıklarım sadece dünyadan önceki dünyanın bir görüntüsü mü?

gerçekten kötülük var mı?
gerçekten kötü insanlar var mı?
nasıl olur da ben olan ben olmadan önce var değildim ve nasıl olur da ben olan ben, bir zaman sonra ben olmayacağım…"



"çocuk çocukken, hiçbir şey hakkında fikri yoktu. alışkanlıkları yoktu. bağdaş kurup otururdu. sonra koşmaya başlardı. saçının bir tutamı hiç yatmazdı, ve fotoğraf çektirirken poz vermezdi.


çocuk çocukken, şu sorulara sıra gelmişti. neden ben benim de sen değilim? neden buradayım da orada değilim? zaman ne zaman başladı? ve mekan nerede bitiyor? güneşin altındaki yaşam sadece bir rüya mı? gördüklerim, duyduklarım, kokladıklarım, sadece dünyadan önce ki dünyanın bir görüntüsü mü? gerçekten kötülük var mı? gerçekten kötü insanlar var mı? nasıl olur da ben olan ben, ben olmadan önce var değildim? ve nasıl olur da ben olan ben bir zaman sonra ben olmayacağım.

çocuk çocukken, ıspanağı, bezelyeleri, sütlacı ve karnabaharı ağzında geveleyip dururdu. ama şimdi hepsini yiyor. üstelik de mecburiyetten değil.

çocuk çocukken, bir keresinde yabancı bir yatakta uyandı. ve şimdi hep tekrar uyanıyor. bütün insanlar güzel görünürdü, şimdi ise sadece bazen. cenneti gözünün önüne getirebiliyordu, şimdi ise tahmin ediyor. hiçliği düşünemezdi. bugün ise ürküyor.

çocuk çocukken, zevkle oyun oynardı. şimdi ise ancak iş yapınca yoğunlaşabiliyor.

çocuk çocukken beslenmek için elma ve ekmekle yetinirdi. aslında halen de öyle. şimdi bile hala taze ceviz yiyince dili kabarıyor. ve hala bir dağın tepesindeyken daha yüksek bir dağın özlemini çekiyor. büyük şehirdeyken, daha büyük bir şehri özlüyor, ve bu hep böyle devam ediyor. bir ağacın tepesinde, bugün de olduğu gibi, ellerini büyük bir coşkuyla kirazlara uzatıyor. yabancılardan çekinirdi, ve halen de çekiniyor. ilk karı beklerdi, ve hala da bekliyor.

çocuk çocukken, ağacı bir mızrak darbesiyle titretirdi. hala da öyle titretiyor."







Her şey güzeldi. 

26 Haziran 2012 Salı

out of space


uzayı düşünmek. boşluğu. oksijen olmayan bilmemkaç saniyede hatta belki daha da az bir sürede yok olmak.. hiç yaşam alanı tanımamış büyük yüce hiçlik. karanlık ve berrak. içe işleyen bir yalnızlık hissi. hepsi kelimelere döküldüğünde şiirsel ve etkileyici. yalnızca şiirlerde varolabilen durumlara yakınlaşamıyorum. bazen bazı şeyler sırf oldukları anlarda bile güzeldir.

yine de uzay güzel.